Jazz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jazz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2010 Pazartesi

Bir "Soluk"ta Ceylan Ertem

Başlamadan önce;
bu yazı saygıdeğer güzel insanın on popüler(!) blog gücüne sahip blogundaki yazısından esinlenerek yazılmıştır.
Yazı içersindeki hiç bir şahıs, kurum, albüm ve sanat eseri hayal ürünü değildir, tamamen gerçektir.


Bundan yıllar önce "el kadar bir kızım el kadar" diyen kızımız artık ele avuca sığmaz oldu amcası.
Kendisini Anima'da ilk dinlediğim zamanı daha dün gibi hatırlıyorum. Tabi o zamanlar internet dünyasının nimetlerinden bu denli yararlanmak ne mümkün,en büyük müzik kaynağımız bir zamanların efsane kanalı "Kral TV" idi. (Antakya'nın Subaşı Köyü'nde kablolu tv vardı da biz mi Dream TV, MTV izlemedik?) Joker gibi dönemine göre oldukça enerjik bir parçaya kayıtsız kalmak imkansızdı tabi. Akabinde ve detayında dinlenilen bir "Yağmurla Gelen" insana dumurların en büyüğü yaşattı. Sonrası mı?

İşte yıllar sonra el kadar kızımızın ne denli etkileyici işler yapacağının ilk sinyalleriydi onlar. İki sene önce kendisinin ne yaptığını merak edip (ve artık internetin nimetlerinden yararlanabilen biri olarak googla'a başvurup) baktığımda, beklenilenler doğrultusunda bazı yapılanmalara girdiğini görmek mutluluk verici idi.
Açık Radyodaki programını dinleme şerefine erişemedik belki ama bu sene daha başka bir şerefe nail olmuş bulunduk.

2007 yılında daha kurulmadan dağılan Anima'dan yıllar sonra Ceylan Ertem'in sesini bu sefer kendi solo projesnin ilk ürünü (ve son olmamasını istediğimiz) "Soluk" albümünde duyduk. Albüm ilk dinlemede çok basit gelebilir ancak bir süre sonra sindirildiği vakit, aslında üzerinde ne kadar büyük bir özenle çalışıldığını anlamamak ancak sıradan kulaklara has bir özellik olur sanırım. E zaten mümkünse onlarda dinlemesin. Çok dinlenilmek başarı için bir kriter değildir hiçbir zaman. Önemli olan dinleyebilen kişilerin kulaklarında kalıcı bir yer edinebilmek.

Albüm genel olarak bir Jazz tabanı üzerinde kurulmuş. Kimi parçalarda (özellikle "Şenay") psychedelic öğelere bile rastlayabiliyoruz. Torun parçasının bende Balmorhea etkisi yaratması da ayrı bir konu. Aynı zamanda "Fikrimin İnce Gülü", "Gönül Dağı" ve "Kızılcıklar Oldu mu?" gibi türk müziğinin özünü taşıyan eski eserleri 'kendi eşsiz yorumunu katarak' seslendirmiş olması, bizlere albümün ne kadar çok yönlü bir çalışma olduğunu gösteriyor. Dikkat ve Takdir edilmesi gereken bir diğer Parça Nazım Hikmet'e adanmış olan çalışma. İnsan söyleyecek söz bulamıyor.

Albümün oluşmasında birçok sanatçının emeği var. Hepsinden bahsetmeyecem elbet ama içlerinden iki isime değinmeden edemicem. İlkinin ismini çoğu kişi pek bilmez ama Mehmet Güreli, Bülent Ortaçgil, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Bulutsuzluk Özlemi ve daha birçok bilindik grupları dinleyenler onun piyanosunun sesini mutlaka duymuşlardır. Ayse Tütüncü ile ilk tanışmam Mehmet Güreli ile ortak çalışmaları olan Vapurlar/Blues sayesinde oldu. Albüm Mehmet Güreli'nin kısa film çalışmasının müzikleriydi. Daha doğrusu kısa belgesel. Sonrasında dinlediğim Çeşitlemeler ve Panayır albümleri ile arşivimde sarsılmaz bir yer edindi kendine.
Albümde emeği geçen bir diğer isim ise tesadüfi bir şekilde çok yakın bir zamanda çıkarmış oldugu Newborn albümüne rastladığım ve geçen hafta illegal yollarla dinlediğim Çağrı Sertel. (Antakya'da DnR vardı da biz mi satın almadık? Hayır olsa bile bulabilir miyiz?) Newborn albümünün güzelliği üzerine kendisini Soluk albümünde Ceylan Ertem'le beraber görmek dinlemek mest etti.

Ceylan Ertem çok güzel yazıyor,çekiyor,söylüyor,canlı da söylüyor,konuşuyor da konuşuyor. Onun hakkında çok daha fazla şey söylenebilir ama özetle Ceylan Ertem ruhumuza kastediyor.

Son olarak albümün illegal linkini vermek istemediğimi belirteyim. Zaten vermesem bile internette bir sürü yerde bulabiliyorsunuz. Ben yine pamuk eller kredi kartlarına diyorum ve sizden şurayı ziyaret etmenizi istiyorum. Yok ben burdan almam dersen e bir zahmet kaldır bi tarafınıda DnR'a (DnR'dan reklam parası mı alsam acaba?) ya da başka bir müzik markete gidip alıver. Hep indir hep indir nereye kadar? Sanat kar amacı gütmemelidir elbette ama bu adamlar ne yer ne içer diye düşünmekte lazım. Ayrıca belirli bir bedel karşılığında almış olacağın albümü dinlerken yaşanılacak haz gibisi yoktur. Test ettim, onayladım.



Dip Not: Bu parçanın kayıtlarında bir başka enfes grup Gevende ile çalışılmışki, klip içersinde de Gevende'den esintileri çok rahat görebilmekteyiz.

11 Kasım 2010 Perşembe

Hicaz Makamında Jazz...


Hamamizade Ismail Dede Efendi'den Wofgang Amadeus Mozart'a,  Hasselman'dan Nayi Osman Dede'ye Johann Sebastian Bach'tan Tamburi Cemil Bey'e.
Kısacası klasik batı müziği ile geleneksel türk musikisinin Jazz sentezi. Şimdilik çok uzatmıyorum. Daha uygun bir zamanda (bünyenin daha çok alkol içerdiği bir gece) bu oluşumla ilgili birkaç birşey yazılacak. Şimdilik sadece gözlerinizi kapatıp dinleyin.




Gabriel Faure'nin Pavane'sini es geçmekte olmaz, hatta kanlı canlı izlemeli dinlemeli, sonrada uyumalı artık. Yarın sabah işe gitmek gerekmekte.

7 Kasım 2010 Pazar

I Hate Sun(!)days

Pazar günlerinden nefret ederim. Güneşli pazar günlerinden daha çok nefret ederim. Hele birde çekirdek ailelerin pazar sabahı temizlik delilikleri varsa o evde ve sen eşşek kadar olmana rağmen halen ailenle yaşıyorsan pazar günleri sana işkence gibi gelir.
Pazar günleri benim için uyandıktan sonraki 2 saatlik zaman dilimi içersinde biter. Ondan sonra işe gitsemde olur sorun değil.


Bu sinir bozucu güneşli salak pazar sabahınında diğerlerinden bir farkı yoktu nitekim. Evin salonunda bir sığınmacı gibi yaşıyor olmanın verdiği eziklik ve cuma gecesi içilen biraların acısının dün gece ülser tarafından tek tek çıkarılması sonucu görülen kabuslarla alınan* uykudan sonra şahane(!) bir pazar sabahına uyandık yine.

Kendimize gelmek için yapılan Dredg dinletisinden sonra ne yaparım ne ederim bu salak günde diye dolanırken Mauna Kea Band'e rastladım yine. Uzun bir zaman önce rastladığım ve "vay arkadaş, bizimkiler bu işi giderek daha iyi yapıyor dediğim" 2 tane parçası olan ama onlarında şimdilik yeterli olduğu yurdum grubu.
Grup post-rock temelinde uzayımsı melodilere ve düz monolog/diyaloglar eşliğinde benim yorumuma göre "leziz" 2 adet eser sunmuş bizlere. Devamının ve en nihayetinde bir albüm çıkarmalarını beklemekteyiz. Nitekim grup henüz 1 yaşında ancak gelecek vaad etmesini istediğim bir grup. Yurdum insanı post-rock olgusuna pek bi aşina olmadığından (Bu ne abi e bunda söz yok!) çok fazla gözler önüne çıkamıyorlar ancak bizim istediğimizde bu zaten. Yeraltı her zaman daha iyidir.



Onunla ilgili bişiler bakınırken onlardan çok farklı bir tarza sahip ama onlardan daha da leziz, daha da nefis Quartet Muartet'e rastladım. Grubun ve parçaların ismi sizi yanıltmasın. Çok geyik gibi dursa da jazz fusion gibi ciddi yetenek ve kafa gerektiren bir tür icra ediyorlar. Adamlar delilik ve dahilik arasında bir yerde kalmış olsa gerek, "Salça, Bobi, Elektrikli ev Aletleri, Deminki Parça" gibi parça isimleri kullanmışlar. Fazla kasmayalım abi, artisliğe gerek yok zaten çok ciddi iş yapıyoruz, dünyayı biz mi kurtaracaz koy götüne gitsin ak (yavaş yavaş sakin ol) tarzında bir düşünceye sahipler.



Grup Sarp Maden, Volkan Öktem ve Çağlayan Yıldız ile 1997'de Trio Mrio adıyla başlamış sonrasında daha maçın ikinci yılında Çağlayan Yıldız takımdan ayrılarak yerine Alp Sönmezer dahil olmuş. Bu sanatçı değişikliğinden sonra grup Genco Arı ile evrim geçirerek Quartet Muartet halini almış.
Grup elemanlarının geçmişlerine tek tek baktığımız zaman hepsini daha önce birçok projede zaten ayrı ayrı dinlemiş olduğumuzu görüyoruz. Quartet Muartet için o zaman yerli Voltran tanımlamasını rahatlıkla yapılabilir.
Grup Dokuz Parça ve Dokuz Parça Daha şeklinde yine çok güzel isimlere sahip iki albüm çıkarmışlar. Bu noktada bir güzellik daha yapıp bir zahmet grubun albümlerini alın diyorum. Hep öle illegal çalışmayalım lütfen. En azından yurdum sanatçılarına bir faydanız olsun. Sanat maddi çıkar için yapılmaz diyenler için bir hafta fotosentez ile yaşamayı denemelerini salık veriyorum.

Hadi bakalım pamuk eller kredi kartlarına.
Quartet Muartet - Dokuz Parça Daha
Genco Arı - Wizart
Sarp Maden - Bence
Sarp Maden - Ardından
Çağlayan Yıldız - Az


İstanbul'a bir sonraki gidişim Nardis'te şu güzellikleri dinlemek için olacak...

The World is a Deaf Machine